
Halepçe Katliamı'nın üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen mağdurlar, katliamın derin izlerini hala taşıyor.
SÜLEYMANİYE - 5 bin insanın yaşamını yitirdiği katliamda doğaya, havaya ve suya karışan zehirli gazların etkileri aradan geçen 23 yıla rağmen hala araştırılmadı. Hem merkezi hükümete hem de Kürt hükümetine tepkili olan mağdurlar ise, "Anma törenlerine katılmaları yetmiyor, yaşayanlar için bir şeyler yapmaları gerekiyor" diyor.
İran-Irak savaşı sırasında, Saddam Hüseyin, 1986-1988 yılları arasında Kürtlere karşı El-Enfal Harekatı adlı bir operasyon gerçekleştirdi. Bunun üzerine 1988 Mart ayı ortalarında İran ordusu, Peşmergelerle işbirliği yaparak Kürtlerin yaşadığı Halepçe kasabasına girdi ve Halepçe'de isyan başladı. Saddam Hüseyin de Korgeneral Ali Hasan al-Majid al-Tikriti'ye (Kimyasal Ali) zehirli gaz bombalarını kullanma emri verdi. Irak-İran sınırında bulunan Halepçe'de 16 Mart 1988'de eşine az rastlanır bir katliam yapıldı. Zehirli gaz bombalarını taşıyan 8 MiG-23 uçağı Halepçe'yi 3 gün boyunca bombaladı. Saldırıda; Halepçe'de yaşayan Kürtler, İran askerleri ve Peşmergelerle birlikte 5 binden fazla insanın öldüğü, 7 binden fazla insanın da yaralandı. Ancak Irak Savaşı'ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu açıklandı. 75 bin civarında nüfusu olan Halepçe'nin büyük bölümü bu saldırıdan sonra boşaldı. Onbinlerce kişi yakınlarının cesedini dahi toprağa veremeden, İran ile Türkiye'ye geçmeye çalıştı. Çok sayıda kişi de yolda ya da yerleştirildikleri kamplarda açlık ve susuzluktan yaşamını yitirdi.

Kullanılan kimyasal DNA üzerinde tahribat yaratıyor
Sivil halka karşı bu tür ve bu büyüklükte bir bombalama, o zamana kadar Ortadoğu'da hiçbir yerde gerçekleştirilmemişti. Uzmanların açıklamalarına göre; Halepçe'de 12 kimyasaldan oluşan bir kokteyl kullanıldı. Bir kimyasal silah olan "koktey"in içinde; deriye, gözlere, boğaza ve akciğere büyük zarar veren Hardal gazı da bulunuyordu. İnsanların maruz kaldığı kimyasal silahlar, deri ve göze zarar veriyor, su ve yiyeceklere kolayca karışıyor ve solunum sistemini de bozuyordu. Uzmanlar Hardal gazının etkilerini şu şekilde açıklıyor: "Nagazaki ve Hiroşima'da iyonlaşan atomların tersine Hardal gazı gelecekteki nesil için de inanılmaz zararlar taşıyor. 10 yıl sonra bile insanlar çeşitli acılar çekiyor, özellikle uzun vadede DNA üzerinde yaptığı zarar var."
Halepçe'de özürlü doğum Hiroşima ve Nagasaki'den daha fazla
Süleymaniye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Fuat Baban 2002'deki bir araştırmasında, Halepçe'deki özürlü doğum oranının ABD'nin 2. Dünya Savaşı'nda atom bombası attığı Japonya'nın Hiroşima ve Nagasaki kentlerinden 4-5 kat daha fazla olduğunu kaydetti.
Saddam ve Kimyasal Ali idam edildi
Katliamın sorumlusu Saddam Hüseyin, Kürtlere karşı soykırım yaptığı suçlamasıyla da yargılanırken, başka bir katliam suçundan Duceyil Davası'nda, insanlığa karşı işlenen suçlardan mahkum edildi ve 30 Aralık 2006'da sabaha karşı idam edildi. Saddam Hüseyin'in kuzeni olan "Kimsayal Ali" ise, "insanlığa karşı suç işlemek ve soykırım suçlarından" yargılandığı davada idam cezası aldı ve 25 Ocak 2010'da asıldı. 1 Mart 2010'da ise, Irak Yüksek Ceza Mahkemesi Halepçe Katliamı'nı soykırım olarak tanıdı.
'Anmak yetmiyor'
"Katliamda annem, dört kardeşim(iki kız, iki erkek), damadım olmak üzere toplam altı şehit verdim" diyen Halepçe Katliamı Mağdurları Derneği Başkanı Lokman Abdulqadir Mihemed, kimyasal gazların etkisinin hala sürdüğünü söyledi. Mihemed, bombardımandan kurtulabilenlerin de hastalıklarla boğuştuğuna dikkat çekiyor. Bu hastalıkların tedavisinin Irak'ta yapılamadığını belirten Mihemed, şimdiye kadar defalarca hükümete mağdurların sorunları konusunda talepte bulunduklarını; ancak yanıt alamadıklarını dile getirdi. Bu yıl da hükümet temsilcilerinin anma törenine katılacağını belirten Mihemed, "Elbette şehitlere gerekli saygı gösterilmelidir. Ama biz her şeyden önce o şehitlerden geri kalan ve şuan farklı farklı hastalıklarla mücadele eden, yaşayan insanlara saygı gösterilmesi gerektiğini söylüyoruz" dedi.
Halepçe mağdurlarının talepleri
Halepçe Katliamı Mağdurları Derneği'nin Irak ve Fedaral Kürdistan Bölgesi hükümetlerinden talepleri ise şunlar: "Evsiz olan katliam mağdurlarına ev yapması, Irak'ta tedavi olamayan yaralı ve hastaların dış ülkelerde tedavisinin yapılması, şehit ailelerine maaş bağlanması, bölgede kaybolmuş çocukların bulunması, şehit aileleri ya da bölgeleri arasında ayrımcılık yapılmaması herkese aynı mesafe de yaklaşılması, Doğu Kürdistan'da defnedilmiş ve mezarlarını ziyaret etmek isteyen ailelere hükümetin yardımcı olması, katliam yıl dönümü anmalarının sadece Halepçe'de değil, Doğu Kürdistan bölgesinin Buheştî Zehra alanında da yapılması."
Tüm ailesini ve sağlığını yitirdi
Katliamda 8 yakınını kaybeden Öğretmen Adil Qadir ise, Halepçe Katliamı'nı "O gün mahşer günüydü" diye nitelendiriyor ve gözyaşlarına hakim olamıyor. Annesini, babasını, 5 kızkardeşini ve erkek kardeşini bombardımanda kaybettiğini, kendisi ile bir kız kardeşinin yaralı olarak kurtulduğunu anlatan Qadir'den, yaşananları şu cümleler ile aktarıyor: "0 zaman 14 yaşındaydım. Ölmemiştim; ama akciğerimin yüzde 84'ü kimyasaldan etkilenmişti ve bir gözümü de kaybettim. O gün yaşamış olduğum korkuyu hayatım boyunca unutamam. Her taraf insan cesetleriyle doluydu. 16 Mart günü saat 11:45 sıralarında Irak uçakları bombardımana başladılar. Bombardıman 48 saat sürdü. Her halde 'mahşer günü' dedikleri o olsa gerek. Annenin çocuğunu, çocuğun babasını, babanın eşini ve çocuklarını geride bırakarak, kaçtıkları bir gündü. Herkes kendi canını kurtarmanın peşindeydi."
Toprak, su ve gıdalar zehirlendi
"Kimyasal silahın Halepçe'deki doğa, su, toprak üzerindeki etkisinin ne derecede olduğunu bilmiyoruz" diyen Halepçe Ziraat Büro Müdürü Sitar Mehmut Salih ise, bu konuda yapılmış kapsamlı bir araştırma olmadığına işaret ediyor. Salih, zehirli gazların sadece insanları öldürmediğini, hayatın sürmesi için gerekli olan su ve toprağı da zehirlediğini ve bu etkinin yüzyıllarca silinmeyeceğini belirtiyor.
Doğa da katledildi
Salih, bu konuda derhal bir araştırma yapılmasını isteyerek, "Toprak, su ve ekim alanlarında elde edilen ürünler üzerinde bir araştırma yapılmalı ki; tüketilen bu ürünlerin insan sağlığını ne derecede etkilediği ortaya çıksın ve buna göre önlemler alınabilsin. Bu konuda toplum oldukça kaygılı. Biz Federal Kürdistan Hükümeti'nden bu alanda sağlam bir araştırmanın yapılması için talepte bulunduk. Yine doğa tahribatı araştırması için uzmanlardan oluşan bir araştırma inceleme kurumun oluşturulmasın talep ediyoruz. Maalesef kaç defadır bu yönlü taleplerde bulunmamıza rağmen, şimdiye kadar bu alanda herhangi bir şey yapılmamıştır" diyor.
En etkili gazlar kullanıldı
Halepçe'de kullanılan kimyasal silah 12 kimyasal maddenin karışımından oluşan kokteyldi" diyen Halepçe Ziraat Müdürlüğü'nde çalışan uzman mühendis ve kimyasal silahlar konusunda araştırma yapan Osman Baqi Mihemed de, kullanılan kimyasallarla ilgili şu bilgileri veriyor:"Kokteylde kullanılan her kimyasal madde insanın tüm duyu organlarınca algılanacak şekilde hazırlanılmıştır. Örneğin göz, deri, koku ve nefes alış verişinde ciğeri direk etkileyecek şekilde düşünülmüştür. Kokteyl içinde kullanılan bir diğer madde ise, siyani hidrojendir. Bir ya da iki gramı bir dakika içinde insanı öldürecek etkidedir. Kullanılan ikinci gaz ise, Hardal'dır. Kullanılan gazların hepsinin insan derisi üzerinde etkileri vardır. Gazların yayılma hız ise 178,49 km iken havaya yükselme hızı ise 1,412 km/cm3'dır. Yine pozin, dapozin, tapozin kullanılmıştır. Yine kullanılan Saria GP maddesinin insanın sinir sistemi ve damarları üzerinde etkisi vardır. Kimyasal silahlarda kullanılan 200'e yakın madde vardır. Bunlar içerisinde en etkili maddeler seçilerek, Halepçe'de kullanmışlar. Ama şimdiye kadar kullanılan bu kimyasal maddelerin toprak üzerindeki etkilerinin ne derece de olduğunu bilmiyoruz."
Sadece O kurtuldu
"16 Mart günü birçok savaş uçağı Halepçe semalarında alçak uçuş yaptığını gördük; fakat sekiz yıl boyunca İran-Irak savaşı devam ediyordu ve tür görüntülere alışıktık. Yine uçakların İran askeri için geldiğini düşünüyorduk" katliam mağduru Aras Abidin ise, "Saat 11:45'te uçaklar bombardımana başladılar, o gün tam sekiz saat boyunca bombardıman devam etti. Maalesef ilk günde 5 bin şehit ve çok sayıda yaralımız oldu. Bu katliamın hem psikolojik hem de fiziksel olarak ağır sonuçlara yol açtı. Ailemden 12 kişi kaybettim sadece ben kurtuldum" dedi.
Rehabilitasyon merkezi talebi
Kimyasal silahların etkisiyle hastalanan insanları fiziki ve psikolojik olarak tedavi etmeye çalıştıklarını dile getiren Kimyasal Hastalıklar Araştırma ve Çözüm Merkezi'nde çalışan Dr. Ferheng ise, yaşanan sorunları şu cümleler ile anlatıyor: "Böylesi bir kurum beş altı aydır kurulmasına rağmen yaklaşık olarak 300 kişi bize başvuruda bulundu. Bunlar içinde nefes yolu tıkanması, akciğer çürümesi, göz ve deri sorunu olanlar var. Yine katliamdan sonra doğan bazı çocukların da etkilendiklerini gördük. Yine sonradan doğan bazı çocukların anne, baba ya da aileden birilerinin hasta olmasından kaynaklı psikolojik olarak etkilendiklerini görüyoruz. Bu durum da katliamın bitmediğini ve hala devam ettiğini göstermektedir. Halepçe'de bir rehabilitasyon merkezinin açılması gerekiyor. Psikolojik sorun yaşayan hastalar burada tedavi edilmeli."
Psikolog Mihemet Weli Abdulla da, "Yaptığımız araştırmalar sonucu Halepçe'den sağ kurtulan birçok insanın psikolojik olarak sorun yaşadığını gördük. Bunlar içinde asabilik, yalnızlığı sevme, kendi kendine ağlama, halsizlik ve benzeri durumlar, kimyasal silahın etkileri sonucu oluşmuştur" diye konuştu.
Kadınların psikolojisi bozuldu
Çoğunlukla psikolojik olarak rahatsız olan kadınların kendilerine başvurduğunu söyleyen Psikolog Jîna Silîman Mihemed ise, "Kadınlar psikolojik olarak çok zor durumdalar. Biz bu hastalara elimizden geldiğince yardım ediyoruz. Kadın hastalarımız sürekli 'mutsuz ve üzüntülüyüz' diyorlar. Bazılarının durumu daha da ağırdır. Çözüm olamadıklarımızı Süleymaniye'deki merkezimize havale ediyoruz" diye belirtiyor.
Kadınlar için özel kurum kurulsun
"Halepçeli kadınlar büyük sorunlarla yüz yüze kaldı" diyen Öğretmen Kelsom Hisen Abdulkerim ise, bunun nedenini kadınlar için hiçbir şey yapılmamasına bağlıyor. Abdulkerim, "Kadınlar fiziki ve psikolojik hastalıklarıyla baş başa bırakıldı. Yine kadınlar eğitimsiz oldukları için sorunlarla nasıl baş edeceklerini bilememektedirler. Bu da yeni doğan çocukların yaşamını etkiliyor. Şimdiye kadar da Halepçe'de kadının yüz yüze kalmış olduğu bu sorunları ele alan bir kadın kuruluşu kurulmamıştır. Yine hükümet bugüne kadar bu sorunları çözecek bir şey yapmamıştır" diyor.
'Her şey yerli yerinde ama bütün canlılar ölmüştü'
Halepçe'ye giden ve fotoğraflarıyla soykırımı tüm dünyaya duyuran Gazeteci Ramazan Öztürk, katliamın hemen sonrasında gördüğü manzarayı şu cümleler ile tarihe not düşmüştü: "Bütün sokaklar cesetlerle doluydu. Etrafta dayanılmaz bir koku hakimdi. Körpecik bebelerden bazılarının derileri kavrulmuş, bazılarının vücudu mosmor kesilmişti. Cesetlerin çoğu kadın, çocuk ve yaşlı insanlara aitti. Bazı bebekler annelerinin kucağından fırlamış yerde sere serpe yatıyorlardı. Kimi evinin avlusunda kurulmuş sofra başında; kimi kapının eşiğinde; kimi bebeğini emzirirken; kimi oyun oynarken yakalanmıştı zehirli ölümün pençesine... Şehrin dışındaki boş tarlalarda ise, toplu halde ölmüş yüzlerce insan vardı. Uzaktan bakıldığında, sanki tarlalarda ot yerine insan bedenleri biçilmişti. Bu açık hava mezarlığında, yine kadın ve çocuklar çoğunluktaydı. Hepsi birbirlerine sokulmuş, korkunç ölüme teslim olmuşlardı. Bazıları ise, su birikintilerinin başında ölüvermişlerdi. Bunlar da, kimyasal gazların yaktığı vücutlarını suyla ıslatarak, kurtulmaya çalışanlardı. Toplu cesetlerin arka planında, otlarken yine zehirli gazın etkisiyle telef olmuş ve vücutları şişmiş hayvanların görüntüsü göze çarpıyordu. Kısacası, bomba isabeti almış birkaç binanın dışında her şey yerli yerindeydi, ama bütün canlılar ölmüştü."DİHA
BU İÇERİK 806 DEFA OKUNMUŞTUR

|